Martial Arts yani Savaş Sanatları her daim dövüşmenin ve ya savaşmanın ötesinde uçsuz bucaksız kültürel ve felsefi bir “Hinterland” barındırmaktadır. Savaş Sanatları öğretilerin verdiği mesajlar zaman ve mekan ötesidir, aktardıkları bilgelik ise sonsuz.
Yıkıma yönelik olduğu kadar iyileştirmeye dair de sıradan insanların hayatlarına yön vermekten günümüzün en modern global şirketlerin yapı taşını oluşturacak kadar kadim bilgi barındıran bir dünyadır bu.
Hayatın bin bir çeşit alanına dokunan felsefesine dair Kütüphaneler dolusu kitap, makale yazılmış sempozyum, seminer ve söyleşiler verilmiştir.
Biz de dilimiz döndüğünce, aklımız erdiğince bildiklerimizi seminerlerde, sempozyumlarda aktarmaya çalışmışızdır. Uzun lafın kısası Savaş Sanatları dünyasının ne derin bir gayya kuyusu, derinine dalınması gereken bir ‘İş’ olduğunu bilenlerdeniz.
Şimdilik bu konuda bu kadarla yetineceğiz ancak bir gün yüz yüze görüşürsek eğer, taze bir kahve eşliğinde size bu yaşam tarzını daha da derinlemesine anlatmak için ne kadar hevesli olduğumuzu, görebilirsiniz.
Tüm bu farklı alanların dışında bir alan vardır ki o da , bizim yıllar içinde çeşitli ülkelerin savaş sanatları temsilcileri ile geliştirdiğimiz ilişkilerde fark ettiğimiz, ‘kültür aktarım’ıdır. Her ülkenin kendisini tanıtmak, değerlerini ve ideolojilerini başka insanlara gösterebilmek için her zaman Savaş Sanatlarından faydalandığını hatta bunun ötesinde Savaş Sanatlarının da buna paralel olarak geliştiğini bizzat gözlemleme imkanı bulduk. Ta eski çağlarda Çin savaş sanatlarının nasıl komşu ülkeleri etkisi altına aldığını, bunun bazen savaşmadan savaş kazanmayı dahi sağladığını, Japon savaş savaşlarında gerçekleşen seremonilerin Japon kültürünün, estetik anlayışının ve hatta dini ritüellerinin aslında vazgeçilmez bir parçası olduğu, Japonların dünyadaki olumlu imajına ne büyük katkı sağladığını görmek için çok iyi bir gözlemci olmamıza gerek yok. Daha da yakın zamanda Brezilyalıların bunu BJJ ile nasıl başardıklarını, herkesin Brezilyalılar gibi Acaii yemenin ne kadar cool olduğunu, Brezilyalı hayat tarzının ne kadar harika olduğunu söyler durur oldu. Açıkçası bunda kötü bir şey de yok. İnsanlara kültürünüzü tanıtmak, sevdirmek kadar güzel bir şey olamaz, yakınlaşmak iyidir. Böyle bir akımın en güncel örneği de AJJ yani American Jiu Jitsu’dur. Evet özellikle No Gi Jiu Jitsu’nun ABD deki etkili ve hızlı gelişimi beraberinde farklı bir terminoloji ve moda getirmektedir. Brezilyalı dostlarımızla konuşmalarımızda bunu dile getirdiğimizde bize kızsalar da AJJ neredeyse tamam gibi.
Tabi bir de özgün olma olayı var, değil mi? Her alanda olduğu gibi Savaş Sanatlarında da özenti olmaktan ziyade özgün olmak saygı görüyor. Yaptığınız İş’e kendinizden bir şey katıyor musunuz yoksa sadece sinema ’da, Youtube’da ya da gittiğiniz seminerlerde gördüklerinizi mi taklit ediyorsunuz?
Ancak kendim olacağım derken doğru olanı ret etme, var olanı yeniden keşfetmeye kalkma hatasına da düşmemek lazım. Dünyada halihazırda en etkili Savaş Sanatı nedir ve bunu en iyi kim yapıyor, işte onlarla çalışın fakat Öz’ünüzü muhafaza edin, renginiz olsun, SİZ olun.
İşte biz de Ashina Clan Akademisi olarak dünyanın en önemli Brazilian Jiu Jitsu ve MMA takımlarıyla bu sebeple ortaklıklar kurduk ve birlikte adımlar atmaya devam ediyoruz.
Uluslararası Federasyonlar başta olmak üzere en üst düzeyde resmi kuruluşlarla akredite olarak Türkiye’de bu sanatın uluslararası platformda hak ettiği konuma gelmesi için hizmet vermekteyiz. Brazilian Jiu jitsu ve Mixed Martial Arts denildiğinde akla ilk kim geliyorsa işte biz onlarla çalışıyoruz. Dünyanın en iyilerinden öğrenmek istiyoruz. Biz yaparak öğrenmeye inanıyoruz ve bu yüzden dünyanın en büyük ustalarını sadece Youtube dan takip ederek değil herkesin canlı olarak da deneyleyebilmesini arzuluyoruz.
Bu bizim “İYİ “olanı alma kısmı “BİZ ”kısmı ise dünya görüşümüzden, öğrencilerimizin ahlaki gelişiminden ve toplumumuza geri verme felsefemizden, çok sevdiğimiz ülkemizin geleceğinin inşa etme arzumuzdan tutun da Akademimizin ismi, logo ’su ve renkleri gibi görece daha basit konuları kapsamaktadır.
Logo ‘muzda baskın olan kırmızı, al renk hakkında çok şey söylememize gerek var mı? Koskoca bir tarihi ve destanları simgeleyen bu renk bizlerin tutkulu ve savaşçı tarafımıza da vurgu yapmaktadır.
Takımızla özdeşleşen diğer bir renk olan siyah ise en başta hemen tüm Savaş Sanatlarında ustalığı simgeleyen siyah kemer, kara kuşak ile ilgilidir. Aynı zamanda siyah güç, gizem, zarafet, isyan ve sofistike olmak ile ilişkilidir ki bunların tümü takımımızda gördüğümüz hasletlerdir.
Beyaz ise her şeyin başlangıcıdır ve bize her daim beyaz kemer mantalitemizi korumamız gerektiğini hatırlatır. Aynı zamanda tüm renklerin olumlu ve olumsuz taraflarını dengeler. Saf, dürüst ve adil olmayı sembolize eder.
Peki çoğu yerde kullandığımız kurt sembolü ve Ashina Clan ismi?
Her ülkenin ulusal bir sembolü olduğu gibi bizim ülkemizin de ulusal sembolü Kurt’tur ve tarih öncesi dönemlerden beri kutsal sayılmıştır.
Ayrıca bir takım olmayı Kurtlardan daha iyi ne anlatabilir? Kan Bağı’nın ötesinde bir birlik ve beraberlik ile aşamayacakları engel yoktur. Dünya’da en fazla stigmatize edilip en fazla avlanan hayvan olmasına rağmen asla yok edilemeyen Kurt sevdiği için canını feda edecek kadar sadık, asla evcilleştiremeyecek kadar özgür, cesur ve asil bir yaratıktır. Ayrıca Kurt’tan daha ‘Cool’ bir hayvan var mı? Olmak istediğimiz daha iyi anlatılamaz.
Anlatmaya çalıştığımız yarattığın ‘Sanat Eser’ine özünü kat meselesine bu sembol çuk diye oturuyor.
Tarih içinde çeşitli Türk boylarının, klanlarının çeşitli zamanlarda çeşitli coğrafyalarda bazı semboller kullandıkları, bunların içinde bazı klanların güneş sembolü, bazılarının Aslan, bazılarının Kurt, bazılarının Boğa, Şahin, Kartal, bazılarının ana geçim kaynakları olan Koyun sembolünü de kullandıkları, hatta her klanın, klanlar içindeki bölüklerin bile ayrı ayrı sembolleri, tuğları olduğu bilinmektedir. Bir taraftan da, bunlara bazı anlamlar yükledikleri de görülmektedir.
Bu bağlamda, Kurt mitolojisinin, Türklerin Türeyiş Efsanesi yanında Avrasya tarihinin anlaşılması için önem taşımakta olduğu da görülmektedir. Türk dili konuşan halkların Asya, Avrupa, Amerika ve Afrika kıtalarına yayıldığı ve çeşitli halkların oluşumuna katkıda bulunduğu bilinmektedir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk döneminden bu yana Türk dili konuşan halklarla ilgili oldukları öne sürülen ve Kurt ‘Neslinden’ geldiklerine inanan Roma’nın kurucu kabilesi Etrüsklerin de kurt sembolüne sahip çıktıkları görülmüştür.
Avrupa halklarından Etrüskler gibi Dacian’lar, Kelt’ler,Macarlar, Finler ve özellikle İskandinav halkları Vikingler ve Almanlar için “Kurt” çok önemli bir mitolojik unsur olmuştur. Japon araştırmacılar tarafından hazırlanmış ve internet ortamında yayınlanmış olan “Descended from Wolves: Wolf Symbolism Around the World” isimli çalışma ve linkleri yeryüzündeki Kurt mitolojisinin yayıldığı alanları göstermektedir.
Yunan şehri “Lycopolis” kurtların şehri anlamına gelmektedir. Aynı şekilde Almanya-Wolfsburg şehri kurtların şehridir. İskandinav, Anglo-Sakson ve Alman halklarının, Kurtla alakalı olan baş tanrıları “Odin”in neslinden geldiklerine ilişkin efsaneleri bulunmaktadır. Norveç/Viking “Valhalla” mitolojisi kurt savaşçılarla ilgilidir. Kurt kardeşliği fikri Kelt, Dacian, Druid ve Gotlar tarafından Alman halklarına aktarılmış ve Osmanlılara karşı Avusturya, Macaristan ve Romanya’nın direnişleri, aralarında kurdukları kurt kardeşliği fikrine dayanmıştır. Litvanya’nın başkenti “Vilnus”, Grand Dük Gediminas’ın rüyasında demir bir Kurt’un uluduğunu gördüğü bölgede inşa edilmiştir.
Hırvatların, bir askerin bir dişi Kurt ile evlenmesi ve iki çocukları olması ile ilgili efsaneleri vardır. St. Patrick, İrlanda’ya Hristiyanlığı yaymaya gittiğinde büyük bir topluluğun kendisine karşı kurtlar gibi uluduğunu anlatmaktadır. Hristiyanlıkta “Koyun” sadakatin sembolü olarak kabul edildikten sonra maalesef “Kurt”un şeytanı ve kötülüğü temsil ettiğini kabul edilmeye başlanmış, tanınmayan, gizemli yabancılar ve kurt arasında bir hep bir bağ kurulmuştur.
Antik Mısır’da “savaş tanrısı” anlamına gelen, bazı araştırmacılar tarafından ise Ordunun ilerlemesi için önündeki zorlukları temizleyen, bir anlamda Oğuz Destanında olduğu gibi rehber anlamını taşıdığı belirtilen “Wepwawet” isimli kurt başlıklı savaşçılar firavunların av arkadaşıdır. “Wepwawet”in oğlu olan “Asyut” da antik Mısır tanrılarındandır.
Amerika yerlilerinde de Kurt mitolojisinin daha çok Oğuz Kağan destanında olduğu gibi yol gösterici-rehber anlamında kullanıldığı görülmektedir. Kuzey Amerika yerlileri için “Sirius” yıldızının ismi (yol gösterici) “Kurt Yıldızı”dır. Antik Meksika’da insan kurban etme törenlerinde kurban edilen insanlar, tanrılara giden yolu göstermesi için kurtlarla (rehber) beraber gömülmüştür. Güney Amerika Peru’da halüsinasyon etkili maddelerle kurda dönüşme seansları gerçekleştirilmektedir. Alaska yerlilerine göre de Kurt bir rehberdir.
Gördüğümüz gibi Kurt sadece bizim ait olduğumuz coğrafya ’da değil tüm dünyada kutsal bir sembol sayılmıştır ve bu sebeple hem kendimize has ama aynı zamanda da bizi dünya insanlarıyla ortak bir paydada buluşturabilecek evrensel bir simgedir.
Ashina Klanı, Ashina Kabilesi yada Ashina Hanedanlığı
Çin kaynaklarında (Book of Zhou), Göktürklerin gök rengi bayraklarında altın renginde Kurt amblemi olduğu, Göktürklerin dişi bir kurdun doğurduğu on çocuktan birinin neslinden geldiklerine inanmaları ve bunun unutulmasını istemedikleri için bayraklarına kurt amblemini koyduklarını söyledikleri yazılıdır.
Türeyiş Efsanesinin anlatıldığı Tibet kaynaklarında, “Antik Türklerin atalarının bir komşu kabilenin baskınına uğraması sonucunda 10 yaşında bir çocuğun sağ kaldığı, bir dişi Kurt’un bu çocuğu düşmanlarından koruduğu ve bir mağarada sakladığı, dişi Kurt’un 10 erkek yavrukurt doğurduğu, dişi Kurdun kurtardığı çocuğun da, bu Kurt ailesinin ismi olan “Ashina” ismini alarak bu yavrukurtların lideri olduğu” anlatılmaktadır. Böylece Ashina Klanı doğar.
Göktürklerin Kurucu Boyu
“Asana/Asena/Asina” diye adlandırılan topluluk bilinen ilk türk hanedanıdır. Göktürkleri de Uygurları da kuran asilzade boydur. Bütün bu devletler Ashina Neslindendir. Kısaca, tarih sahnesinde soylarının ismini Türk olarak niteleyen ilk ailedir.
Birçok tarihi kaynakta As/Asena/Asana sözcüklerinin Türklerle birlikte anıldığı görülmektedir. Ashina Kudretinin merkezi daima Orhun Vadisinin olduğu söylenebilir.
Göktürkler, Hun İmparatorluklarının yıkılmasıyla Asya steplerine yayılan Hun topluluklarından biri olan Aşina kabilesine dayanır. Göktürkler, Türk Tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Hun’lar döneminde, Türklük kavramı ve Türk kültürü göçebe düzenin etkisiyle oldukça zayıftı. Göktürkler döneminde ise kültürel değerleri güçlenerek Türk Kimliği güçlenmiş, tarihin derinliklerinde Türklüğün yayılma sürecinde çok önemli etkileri olmuştur.
Samuraylar ve diğer Savaşçı Kabileler
Ashina klanının tarihi süreç içinde dünyanın birçok yerine dağıldığı ve gittiği her yerde o bölgenin yönetimin ve en savaşçı halklarının omurgasını oluşturduğu bilinmektedir. Özellikle Japon savaş asilzadeleri olan samurayların ana omurgasını meydana getirdikleri zaman içinde hem savaştaki hünerleri hem de demircilikteki ustalıklarıyla nam salan efsanevi Samuray Ashina Klanları Sagami-Ashina (相模蘆名氏) and Aizu-Ashina (会津蘆名氏) olarak karşımıza çıkar.Ashina Klanının bir dalı Japonya’ya Kofu döneminde 6.YY. da geldikleri biliniyor. Tarihi kroniklerde ilk olarak saygın reis Ashina –Zuchi (Zuchi veya Jochi yaşlı ve bilge anlamına gelmektedir)olarak karşımıza çıkıyorlar. İlginçtir ki Cengiz Hanın en büyük oğlunun adı da Jochidir.Diğer bahsi geçen savaşçı kabileler arasında haklı bir üne sahip Moğolların da Arkaik Hunlardan yani Ashina Klanından geldikleri bilinmektedir. Batıya, Avrupa’ya ilerleyen kabilenin bir kısmı ise Hazarları yönetecektir. Bu liste Koreliler, diğer savaşçı Avrupa halkları vs. olarak uzatılabilir.